Kategoriler

Suan ‘Hayat Üzerine Åžiirler’ Katogerisi

Zarar

Zarar

Zararlara karşı zarar görüyorum

Acılara karşı zehir görüyorum

Çileliyim hayata sen misin?

Aşk mısın çile misin?

Kalbime girdiÄŸin andan beri

Görmüyorum hiç bir şeyden beri

Seni gördüğüm an kapanır gözlerim

Susuz kalırım hayata çaresiz

Seni görüyorum gözlerimin kapaklarında

Resmin çizilmiş kapaklarıma

Sensiz saniyem yok salisesizim

Çaresizim sensizim yalnızım

Kaya 2009-10-11

SIR SAKLAMAK ŞİİRİ

Yazmaya elim varmasa bile.

En iyi sırrı benim sakladığımı sanırdım.
Sır; işte böyle saklanır.

Sır saklamalı insan,
Son kez sapladığında hançeri, daha iyi acı çektirebilmek için.
Sır saklamalı insan,
İçindeki nefreti son darbede almalı,
Hem de öyle böyle değil, tam kalbinden vurmalı.
Öyle bir saplamalı ki, kan boyamalı, KİN bürümeli yüzünü.
Fütursuzca bakmalı maktulüne.
İnceden inceye bir tebessüm yayılmalı yüzüne.
Sır saklamalı insan,
Hemen söylememeli,
Öyle hemen ölmek yokkkk.
Acı çekerek, kıvranarak ölmeli.
Acı çekerek ölmeyi şerefsizlere mal eldenler.
Aradıkları kişiyi buldular.
Gelin saplayın son hançeri.
Boyansın sizinde yüzünüz al kanla.
Tebessümünüz de eksik olmasın hee.
Genç Osman değildi asılan.
Asılan bir şerefsizdi.
Hem senin yanıbaşında, hem sana uzak.
Bir su kadar sakin,
Bazen de bir okyanus kadar dalgalı.
Şiir değil bu. Şiir; değer verilene, değer verdiği kadar yazılır.
DeÄŸerin buymuÅŸ.
Erdal acar

OLDU YAŞ ELLİDÖRT

OLDU YAŞ ELLİ DÖRT

Baktım aynada uzun, uzadıya çizgilerimi

Gördüm yüzümdeki hatıraları
Bana bir şeyler söylüyor
Oldu yaş elli dört.

Ne çabuk geldi geçti zaman
Gençliğime yokluyorum bir an
Bana bir şeyler hatırlatıyor
Oldu yaş elli dört.

Koparılan her takvim yaprakları
İçinde yazmıyor ki, gençlik sırları
Durmuyor saatin dönen kadranı
Oldu yaş elli dört.

Gözler keskin, görmüyor uzağa
Azıçık yürüyen ağrıyan, bacağa
İştahtan düşen küçük, boğaza
Oldu yaş elli dört.

Bir zamanlar vardı, siyah saçlarım
Yakışıklığımla, attığım havalarım
Ağardı kel oldu, döküldü saçlarım
Oldu yaş elli dört.

Uzun, uzun yürür yorulmazdım
Çok çalışır, direnir usanmazdım
Hiçbir işten yılmaz, bırakmazdım
Oldu yaş elli dört.

Cesurdum aldığım kararda
Doğruyu buldum mu uçardım havalarda
Elli dörtde geldik hamur kıvamına
Oldu yaş elli dört.

Söz Yazarı
Ahmet Ergün ÇAĞAN

TAMİRCİ ÇIRAĞI

TAMİRCİ ÇIRAĞI

Baba Haydar haylaz oğlu yaramazı
Verir tamirhaneye oğlu Osman’ı
Okumaya özendirmek için bu olmalıydı
Babası gür çıkan sesiyle, gel bakalım benimle
Tut elimi, yürü tamirhaneye gir yağın, pasın içine.
Osman titrek, Osman korkak, Osman masum
Babası sertçe gör rezilliği oğlum
Yanlışı, doğruyu sen bulasın.

Korkudan ses çıkarmak, karşılık vermek
Büyüğe dike gelmek saygısızlık kimin haddine.
Vardık tamirhaneye selamünaleyküm Remzi usta
Aleyküme selam Haydar ağa, nedir bu hayrola
Kısa sohbetten sonra, bu yaramaz artık seninle
Emrin olur haydar aÄŸa sana ne haddimize
Eti senin, kemiği benim olsun, görsün haylaz çileyi
Osman’ın gözleri çakmak, çakmak, titriyor gözleri.

Remzi usta gür sesiyle kaç yaşındasın ulan?
Korkudan altına edercesine titrek sesiyle
12 yaşındayım usta!
Tamam, haydar ağa dön evine Osman ben kala.
Okumak zor mu geldi çalışmak nasılmış gör benimle
Osman ilk günden nefret etti tamirhane kimin neyine
Remzi usta arabanın altından seslenir
Osman çabuk 10-11 yıldız anahtar getir, Sozun Devamini okuyun..»

TÜRKİYEMİN BAŞBAKANI ŞİİRİ

TÜRKİYEMİN BAŞBAKANI
Memleketimin başbakanı
Bizim paradoks başbakanımız
Sen nasıl bir
İnsansın
Sen nasıl bir
Müslümansın
Bir gün açılım diyorsun
İnsan insandır
Ayırım yok
Bir diğer gün
İnsanlara hakaret ediyorsun
Hak arayana
Yaygara yapma diyebiliyorsun
Bir gün
Çingene kullarını kucaklıyorsun
Diğer bir gün
Ermenileri sınır dışı ederim diyorsun
Bir gün bakmışsın
AnarÅŸistlere af diyorsun
Diğer bir gün
Tekel işçilerine
Su, gaz sıktırıyor
Emrindeki polislerine coplatıyorsun
Protestolara izin vermiyorsun
Tehditler savuruyorsun
Senin gemine binip
Senin şarkını çağıranlar senden
Geri kalan Sozun Devamini okuyun..»

Munzur Dağlarında Gülabioğulları

MUNZUR DAĞLARINDA GÜLABİOĞULLARI

Biz Gülabioğulları olarak yüzlerce yıl var olmuşuz,var olduğumuz sürece Munzur Dağlarına
yaslanmış,kaçınca Munzur Dağlarına saklanmış,kızınca Munzur Dağlarına çıkmışız.Munzur
Dağlarını yoldaş edinmiş,sırdaş bilmişiz.Munzur Dağları daha bir dost görünmüş gözümüze
yüksekliğinden midir bilinmez ama Munzur Dağlarını daha bir yüce bilmişiz.Munzur Dağı öyle
haşin bir dağdırki ezelden beri isyancıların doğal kalesidir ve özündedir kendisine sığınan
hiçbir isyancıya ihanet etmemiştir.Dolayısıyla Munzur Dağı dağların en delikanlısıdır.

Belki Anadolu’nun,Munzur DaÄŸlarının daÄŸlık coÄŸrafyasıdır bizi burda yurt edinmeye iten
sebeplerden birisi,yoksa niye daha doğuda durmamışız yada batıya gitmemişiz.1938-1947 yılları
arasında Malkara’da 9’sene sürgünde kaldığımızda daha fazla dayanamayıp Munzur DaÄŸlarının
eteklerindeki Brastik köyümüze tekrar geri dönmüşüz.

Munzur DaÄŸları güven vermiÅŸ bize ve biz Munzur DaÄŸlarını çok sevmiÅŸiz.GüneÅŸ’in
kutsal,Rüzgar’ın asi olduÄŸu,ateÅŸin suyla söndürülmediÄŸi,insanların savaÅŸlara,isyanlara
ve sürgünlere mahkum edildiÄŸi,Kartal’ların doruklarına yuva yaptığı,yaz sıcağında karları
erimeyen,geçit vermeyen,yol kesen,Munzur Çayı’nın aktığı,Fırat Nehri’nin geçtiÄŸi,Gülabi
AÄŸa’nın Dersim’den çadır ile gelip Brastik köyünü kurduÄŸu ve burayı torunlarına ebedi yurt
olarak bıraktığı,Halil AÄŸa’nın deÄŸirmen yaptığı,Aziz AÄŸa’nın Kıratını ÅŸahlandırıp etrafa
hükmederek yiÄŸitliÄŸi ile nam saldığı,Hanım AÄŸa’nın “Kemah’lıların Çay Sevgisi” öyküsünü
söylediği duman duman pare pare Munzur Dağları için ağıtlar söylemiş,hüzünler beslemiş
ve türküler yakmışız.

Munzur Dağları Brastikli Baba Halil için oğlu Aziz,oğlu Aziz için baba Halil gibi,Anne Hanım için
kızı Hazal,kızı Hazal için anne Hanım gibi görünmüş bu Gülabioğullarının gözüne ve gözümüz hep
o başı dumanlı Munzur Dağlarında dolanmış.Gözümüzün yükseklerde olmasından değil elbette
gurbetten yada sıladan bir haber beklerken burkulan yüreğimiz belki sükun bulur diye bakmışız
başı dumanlı Munzur Dağlarına.

Munzur DaÄŸlarının eteklerindeki Brastik Köyünde Kartal’ların havalanıp Gülabi’nin inadındaki
Aziz’in cesaretindeki misafirperver insanların GüneÅŸ’in altında toplanıp güne Tandır EkmeÄŸi
Tulum Peyniri ve Filiz Çayı ile Merhaba dediği sabah başlamıştır.

Biz GülabioÄŸulları olarak,Anadolu’nun YiÄŸit evlatları olarak Munzur DaÄŸlarına ne kadarda
benziyoruz deÄŸilmi.

Bizi bilenler biliyor,bilmeyenler her zaman bildi “Munzur DaÄŸları ses verdiÄŸi zaman”.

İbrahim SEVİNDİK
Herkese Sevgiler

KÖTÜ KADIN KİMDİR? Şiiri

KÖTÜ KADIN KİMDİR?

(Bu şiir +13 çocuklar için uygundur.  teşekkürler gülçin kara bu muhteşe güzel şiir ile)

Hayat kadınlarına
Neden kötü kadın derler
Anlamam
Onlar oysa
Amme hizmeti yapıyorlar
İyi ki varlar
Onlar olmasa
Ne çocuk kalır tecavüze uğramayan
Ne ailede kadın kalır ırzına geçilmeyen
Kadınlar dayaktan her gece ağlar
Yatakta işini yapmadı diye
Kuduran erkekleri doyuran onlar
Nerede kötülük
Bize namusu
Hep yanlış tanıtılar
Sevişme ayıp
Öpüşme ayıp
Kısa giyme ayıp
Süslenme ayıp
Gülme ayıp
Daha neler neler
Bakarmısınız neler ayıp
Bunları yapan kötü sayılır
Asıl kötülük
Kötü karşılığı  =
Hak yiyen
Yalan söyleyen
Milletin anasını kendi çıkarları için ağlatan
Yeşile kıyan
Dünyayı kirleten
İnsanları zehirleyen
Para için her kötülüğü mubah sayan
İnsanların ekmeğinle oynayan
Sınır tanımadan organ çalan ve satan
Sigarayı yasak edip
Kokain piyasasına müşteri sağlamak için uğraşan
Her köşede
Ne bahasına olursa olsun
Rant saÄŸlayan
Et sebze meyveleri zehirleyen
Ve bu yiyecekleri satan
Kanunları kendi çıkarlarına göre uyduran
Hastaları
Hastanelerde süründüren
Parası olanı
Ne yaparsa yapsın kötünün dik alası da olsa
Paşalara laik hoş görü içinde
Sırtını sıvazlamak
Önünde işti maya geçip
Hoş görü göstermek
Kötülük bunlar ve binlerçe4si
Hayat kadını kötü değil
Sadece bir maÄŸdurdur

Gülçin Kaçar