Suan ‘Diğer Hikayeler’ Katogerisi
Hoşgeldin Ölüm Yaşamdan Hikayeler
ne tuhaftır insanalr ne tuhaftır vakitler ne tuhaftır insanların insanlara sunduğu beslemeler ve birgün göreceksinizki insanlar klakacaktır ölümlerinin üstünden vve ölümlerine büyüleyecekit göz yaşlarını
Ölmek…Ya da yeniden doğmak…..
Ne tuhaf bir duygu değil mi ölmek? Aslında bu şekilde, yani kırk yaşımda öleceğim aklımdan hiç geçmiyor değildi hani. Babam da işte benim gibi bu yaşlarda kalp krizi geçirerek ölmüştü. Doktorlar bu hastalığa irsi diyorlar, bana göre de kaderin ölümüme taktığı bir isim. Bundan bir ay önceydi. İlk kez o zaman anladım kalbimden rahatsız olduğumu. Bir akşam otururken evde, önce mengeneyle sıkılmış gibi göğsüm sıkıştı. Ardımdan kolum buza yatırılmış gibi uyuştu ve sonrada nefesim gitti . “Kriz geçirmişsin” dediler bana, zorla yetiştirildiğimiz hastanede.
Gerekli muayenelerin ardından önce anjiolar ve doktorların “Muhakkak bypass olmalısın” tavsiyeleri. İşte, hayatımda en zor verdiğim karardı bu! Bir yandan doktorların “Ameliyat olmazsan her an ölebilirsin” sözleri. Bir yandan benim “Kaderimde ne varsa o olsun” inadım. Bilmiyorum belki de inadım, benim gibi hayatında hiç hastaneye gitmeyen birinin böylesine büyük bir operasyondan korkuyor olmasıdandı. Ya da ölümden hiç korkmuyorum oluşumdan.. Ama eşim, anam, kardeşlerim ve de doktorlarımın ısrarı beni ameliyat masasına yatmaya ikna etti.
Önce bir odaya aldılar beni. Sonra vücudumun her tarafını güzelce tıraş ettiler. Hani göğüs kafesimi baştan aşağı keserlerken sıkıntı olmasın diye. Ameliyata gireceğim sabah, odamda, eşim, çocuğum, anam, kardeşlerim hep gözü yaşlı. Ben de…
Bir saat sonra ameliyathaneye alınırken, içimde inanılmaz duygular vardı. Belki de akşama doğru gözlerimi açtığımda ailemi yeniden görecektim. Belki de bu son görüşmemizdi…
Saatler sonra…
Sanki bir rüyadan uyanıyor gibiydim. Fakat aynı anda kendimi boğuluyor gibi de hissediyordum. Ağzımdan, içeri giren bir boru, yüzümde oksijen maskesi. Ve puslu gözlerimin önünden hayal meyal geçen hemşireler…Ancak birkaç dakika kafamı toparladıktan sonra anlayabilmiştim ameliyattan çıktığımı. Acıyan yaralarıma rağmen sevinçliydim. Yeniden kavuşmuştum aileme. Zaten bypass olan çoğu hastanın ameliyatının hep başarılı geçtiğini biliyordum
Aradan bir gün geçmişti..
Viziteye gelip, beni kontrol eden doktorlardaki endişeli hal nedense bana korku veriyordu! Bir şeylerin yolunda gitmediğini hissediyordum. Nihayet meselenin ne olduğunu doktorların konuşmalarından anladım. Vücudumda ki bazı organlar eski faaliyetlerine bir türlü dönememişler!
Birkaç gün sonra, artık ben ölüme adım adım yaklaşıyordum. Zira kesilen yerlerim enfeksiyon kapıp, bazı organlarım su toplamaya başlamıştı. Bilincim yok gibiydi artık. Sanki bir rüyanın içerisinde yol alıyor gibiydim. Sadece doktorlardan zar zor izin alıp başımda Kur’an okuyan annemi duyuyordum. Ve en ürpertici olanı, ismimi görüyordum Azrail’in elindeki listenin en başında!
Beş gün sonra…… Azrail görevini tamamladı.
İşte şimdi sıra ben de..
Bir kış sabahı soğuk minarelerden okunan bu sala benim için. Buraya kadarmış dünyalığım. Buraya kadarmış nefesimin adedi. Demek ailemi son görüşümmüş ameliyat öncesindeki helalleşmemiz.
O gece hastanenin en soğuk odasında ağırlandım. Sonra bir hocanın ellerinde yıkanıp paklandım. Şimdi musalladayım boylu boyunca. Birazdan eller üzerinde taşınıp, geçici kabir ikemetgahıma indirileceğim. Demek ölüm böyle bir şeymiş.. Aniden gelip alan, yaşa başa bakmayan..Hani ölümden korkmuyorum da, ailemin özlemi şimdiden alev alev yakmaya başladı benliğimi. Evet ben öldüm artık. Öldüm… Dünyanın karmaşası, o koşuşturmacası hep geride kaldı. Yapacağım onca işlerin listesi bilmem hangi çöpe atılır. Bekleyeceğim artık meleklerimi. Sağdaki meleğin kalemi mi çok yazar, yoksa soldakinin mi? Binlerce fiilsiz niyetim mi değer bulur, yoksa onlarca icraatım mı? Artık iş işten geçmiş, muhasebe elden gitmiş. Birazdan toprağa gömülen bir tohum olacağım. Ağır basarsa sevaplarım kardelenler gibi bembeyaz öte dünyaya başım dik yükselirim. Varsa hesap etmediğim günahlarım, kan kırmızı gelincikler gibi cehennem de açarım.
İşte, hoca az önce kıldırdı namazımı ve şimdi sevenlerimin elleri üzerinde mezarlığa getirildim. Çukurum kazılmış. Bembeyaz bir kefen içinde konulmadan çukuruma, kardeşlerimi, anamı, eşimi, dostlarımı görüyorum. Hepsi ağlıyor! Kimisi de feryat figan ediyor….. Ağlamayın ne olur… Zira ben yeniden doğmaya gidiyorum.En büyük aşkın vuslatına… Tamam belki ağlamalarınız özlemden, ayrılıktan yana. Ama dedim ya ben ölümden korkmuyorum ve şu an huzur içindeyim. Tam on sene önceydi ölümü sürekli düşünmeye başlayışım. Ne çok günlerim geçmişti mezarlıklarda o zamanlar. İnsanın ölümü en çok hatırladığı yer mezarlıklarmış. İşte ben nefsimin beni şehveti duygulara salan arzularını hep oralarda attım içimden. Oralarda hissettim ve kafamda resimledim ölümü ve sonrasını. Ve şimdi korkmuyorsam ölümden, şimdi yattığım bu yeri sağlığımda çokça ziyaretimdendir. Ölüm korkusu olanlara şiddetle tavsiye ederim. Oysa ki ölümü düşünmek sadece insanı ebedi hayatta değil, dünya hayatında mutluluğa eriştiriyormuş. Ben ölümü düşünmeye başladıktan sonra, önceden çokça değer verdiğim bir çok şeyin aslında ne kadar değersiz olduğunu anladım. Ölümü hatırladıkça her saniyenin bana bağışlanmış bir nimet olduğunu anladım. Dedim ya ölümden korkmuyorum.. Çünkü ben her sabahın, akşamında Yüce Yaratıcıya kavuşacakmış gibi yaşadım..
Tarçın Kokan Adamın Hikayesi
bu anlatacağım olay gerçekten yaşanmış bir olaydır bu olay geçen zamnalrda gerçekleşmiştir ve herşeye güzelliklerini anlatan bir adamaıdr
O adam baharat kokuyordu. Belki tarçındır.. Elma ile karışmış.. Sanki uzun zamandır açmışımda yanına gidince soluklanınca farketmişim gibi.
İşten çıkar çıkmaz bir yağmur bastırdı, aylardır yağmamanın acısını çıkartırcasına. Oysa Yakın bir dostumla kahve içmeye gidecektik. Yollarda kaldık, sırılsıklam bir şekilde. Dostum arkadaşının bulunduğumuz yer civarında olup olmadığını sordu. Eğer biraz beklersek bizi almaya geleceğini söyleyince, otobüslerde titreyip kedi yavrusu gibi üşümek yerine arabanın sıcak klimasında püfür püfür ısınmak için bir saat bile beklemeye dünden razıydık zaten.
Bir saat bile geçmeden oturduğumuz şirin kahve evinin içerisine “O” girdi. Baharat kokulu adam. Belli buralı değil. Belki güneyde bir şehirde doğmuştur. Güneyin doğularında bir yerde. Esmer yüzünde biraz yorgunluk, birazda gönülsüzlük vardı. Bizi almaya gelmiş olmaktan hiç memnun değildi. Kibarlık olsun diye ona kahve ısmarlamak istedik. Kesinlikle bizi almış olmaktan gönülsüz bakışlarla “çıksak daha iyi olur” dedi. Neden çağırmıştık ki sanki? Biz pekala kendimiz gidebilirdik. Hatta otobüse binseydik çoktan evde olmuştuk bile. Üstelik dostumun evi onbeş dakikalık mesafedeydi. Ben uzakta oturuyordum. Ne yani şimdi bu suratsız adamla aynı arabada sessizce yola mı devam edeceğim. Otobüsle gitsem daha iyiydi. Hem neden çağırmıştık ki? Kibir budalası. Budala! Budala!.
Arabaya binerken dostum öne oturmamı söyledi. Biraz sonra kendisi inecekti, arkadaşının şoför konumuna düşmesini istemiyordu. Bu adamdan hiç hoşlanmadım. Zaten hangi erkek tarçın kokar ki? Elma kurabiyesi gibi. Büyük fırınlarda pişmiş sıcak ev kurabiyesi gibi kokuyor. Tarçın kokuyor!. Çok güzel kokuyor!…
Yol boyu somurtup oturdum. Kabaydı ona teşekkür etmek amacıyla alttarafı bir kahve ısmarlamak istemiştik. Takım elbisesi şık bakışları arasında bu kabalığı neden yaptı ki? Bizi mi hor görüyordu? Doğru ya, yağmurda sıçana dönmüştük!. Ama haksızlıktı bu, kuruyken görseydi belki saygı duyacaktı!. Hem insan ayırmakta ne demek oluyor. Arkadaşımın evine ulaşmıştık bile. Memnuniyetsizce teşekkür etti arkadaşım. O da anlamıştı!. Bu adam bizi hiç sevmedi. Gönülsüz geldi. Belkide telefonu açtığında anlamadan evet demişti! Pişman olmuştu sözünü geriye alamıyordu. Ne yapmalıyım şimdi! Arabadan insem mi ki? Nereye ineceğim sanki, yağmurda yeniden bastırdı! Gurur yapamayacak kadar yorgunumda üstelik. Bassın gaza şu meymeletsiz yüzünü görmek zorunda kalmayayım.
“Seninde hayalin var mı?” diye sordu bana. Demek onun da hayali var. Ne demeliyim şimdi. Her gün yeni bir hayalim oluyor. Erkekleri öldürmek en büyük hayalim aslında. Ama bu çok basit kaçar. Bu kibir budalasına hangi hayalimi söylemeliyim, derken “Bir bar açmak” diye aslında hayalim olmayan cümeleler çıktı ağzımdan. “Bar açmak mı?” diye yola bakan dikkatli bakışlarını üzerime dikti. Yağmurdan ıslanmış saçlarım artık şekilsizdi. İş yerinde sıkıntıdan tırnağımda dün gece sürdüğüm koyu renk ojelerinde yarısı var yarısı yoktu. Ve şu anda bu berbat halde beni süzüyordu. “Ne barıymış bu” diye alaycı bir tavırla sordu. Artık pes edemezdim. Ya susup öyle bildiğin bar işte diyecektim ya da bir seneryo yazacaktım. “Bar işte bildiğin sıradan küçük bir bar. Belki güney de bir kasabada…” Ne güneyi hangi güney!. Güneyde hangi kasabada. Avrupada mı yaşıyorum sanki kimi kandırıyorum ne kasabası. Rezil oldum! Rezil oldum! “Aslında nerede açmak istediğimi bilmiyorum ama küçük şirin bir yer olsun istiyorum, Rosemary clooney çalan Frank sinatra sesleri yükselen bir yer” Aman allahım neler saçmalıyorum ben! Rosemarymiş güneyde kim benim ufak dandik barımda Rosemary dinlemek ister ki? Hem bu kaba adam Rosemary kim onu bile bilmiyordur. “Demek jazzı birazda olsa seviyorsun” dedi. Jazz mı diye geçirdim kafamdan. Ben bambaşka bir barı anlatırken o kafasında bambaşka bir bar hayal etmişti bile. “Evet herkes kadar severim” Artık rezil olduğumu iyiden iyiye anlamıştım. Herkes kadar mı? İyi de hangi herkes kadar!. “Belki mojito yapmayıda öğrenirim” dedim. “İsmini ne koyacaksın küçük şirin barının” diye sordu. Çocuğuma koyacak ismi seçmek kadar zor bir soruydu. Böyle bir hayalim yoktu çünkü. “Harmonium” deyiverdim. Sevdiğim bir fransız grubuydu. İlk aklıma onun ismi gelmişti. “Harmonium… hmm kulağa hoş geliyor” dedi. “Mojito yapmayı nereden öğreneceksin!” Yol neden bu kadar uzun ki!. “Bilmiyorum öğrenirim hem barım tarçın koksun istiyorum” Bunu neden söylemiştim ki? Bu koku… Beni içine çekti, hapsetti, büyüledi. O an yola dikkatli bakan gözlerini ikinci kez üzerime dikti. Sıyrılmış ojeli parmaklarımı sakladım. Bir anda hiç beklemediğim bir anda hiddetle saldırdım “Sana niye anlatıyorum ki, anlamıyorsun bile. Takım elbisen şık görünüşün. Her gün işine gidip gelen bir adamsın. Aceleci bir hayatın vardır muhtemelen. Hayal bile kurmuyorsundur. Sana ne! Benim barım tarçın kokacak bundan sana ne!.” Bu cümleler ağzımdan bir anda dökülüverdi. Bir anda arabayı sağa çekip durdurdu. Sessizce bekledik. Bu adamı tanımıyorum bile. Ne haddimdi ona bağırmak!. Kapris yapmak, ben kimdim ki? Neden kıskanmıştım bu adamı? Gözüm direksyonu kavramış ellerine ilişti. Parmağında kalınca gözüme parlayan esmer tenini aydınlatmış yüzük izi duruyordu. Belli ki yüzüğünü çıkarmıştı.. Evet evli olmalıydı. Belki yüzüğü torpido gözündedir. Belki de iç cebine koymuştur. O yüzden gönülsüzce bizi almaya gelmişti. Evliydi işte. Tarçın koksada evliydi!. Kör değildim evliydi!. “Birer kahve içmeye ne dersin maceracı kız?” diye sordu. Evliydi neden kahve içecektim ki? Evliydi işte. Karısını benimle mi aldatacaktı. Kahveden sonra otele mi gidecektik. Hayır onunla sevişmeyeceğim. Tarçın kokuyor. Bu umurumda mı? Onunla sevişmeyeceğim. Evli o kahve falanda içmeyeceğim!. İstemiyorum işte. Evli bu adam evli!. Tarçın koksada evli işte. “Peki, birer kahve iyi olabilir. Zaten çok üşüdüm bu gün” dedim…
Anneden Oğlu Denizine Mektup
Anneden Oğlu Denizine Mektup
( bu mektup değerli arkaadaşım Emrah beye aittir bu mektubu yazıp bizimle paylaştığı için ona binlerce minnettarlığımızı sunarız bizimle hep olmanız dileklerile iyi günlerde esen kalınnnn)
Oğlum.. Denizim..
Baba olmak korkmaktır.. hayal etmektir..
En çokta ölümden korkmaktır.. Ya bende Annem gibi erkenden ölüp gidersem… Senin büyüdüğünü, okuduğunu, evlendiğini, Tabip Teğmen olarak mezun olduğunu göremezsem…
Önce ba-ba demeyi öğreneceksin.. Annen bu duruma bozulacak.. Ben işteyken sürekli sana an-ne demeyi öğretmeye çalışacak… Ama sen yine Baba diyeceksin..
Daha sen küçücükken parka götüreceğim seni…Küçücük kızlar sana bakacak sen pas vermeyeceksin onlara.. Yanıma kızını parka getirmiş anneler gelecek. Muhabbet edeceğiz.. Ama annen hep kalbimde olacak..
Sen sırtıma bineceksin evde.. Atcılık oynayacağız.. Anneyi vurmaca oynayacağız…
Sen yeni alınan koltuğa birşeyler döktün diye annen sana kızacak… Ona inat bir şişe rakıyı o koltuğa boşaltacağım…
Yeni aldığımız buzdolabına kalemle cin ali çizeceksin.. Bende yanına çöp ayşe çizeceğim.. Annen ikimizede kızacak…
Seninle güreş tutacaz.. Yeneceksin beni.. Sevineceksin… Aslan oğlum diyeceğim sana..
Seni Maçlara götüreceğim.. Eskişehirspor un şampiyonluğunu belki ikimizde göremeyeceğiz.. Ama yinede gideceğiz oğlum..
Beraber İşçi Bayramlarına katılacağız.. İnsan onurunun cebindeki kredi kartı limiti kadar olmadığını haykıracağız beraber…
Gün gelecek seninde sevgilin olacak… “Baba terkedildim” diye ağlayacaksın yanımda.. Beraber içeceğiz rakımızı… Bende terkedildiğimi anlatacağım sana.. ama ben içime ağlayacağım.. aslan babam ağladı dedirtmeyeceğim sana..
Ben 45 yaşındayken sen 20 yaşında olacaksın… Beraber baba-oğul tatile gideceğiz.. Annen izin vermeyecek tabi.. Ama bi yolunu buluruz oğlum merak etme..
Sana mektubun başında dediğim gibi.. Sadece hayal..
Bu gece içimden geldi.. Hayal ettim..

Keşke hep çocuk kalsaydım…
hayatın toz pembeliğinde boğulsaydım ve
inansaydım gerçekten kurdun karnının kesildiğinde babaannenin çıkacağına,
parmak çocuklara,
öpüldüğü zaman prens olan kurbağalara…
Keşke gerçeklerle hiç tanışmasaydım.
Mantık denen o asabi çehreyle hiç karşılaşmasaydım.
Büyük yaramazlıklar yapıp küçük cezalar alsaydım..
Yüzümde hiç eksilmeyen kocaman gülücükler olsaydı,
beni taklit etselerdi ve herkes benimle
beraber çocuk olsaydı.
Ayakkabı numaram yirmi beşi geçmeseydi…
Ellerim minicik, ayaklarım küçücük,
fakat hayallerim kocaman olsaydı ve hiç yıkılmasaydı.
Ölüm nedir bilmeseydim,
Öfke nedir görmeseydim,
yalan nedir duymasaydım,
kalbim hiç kırılmasaydı veya bunları hiç anlamasaydım. keşke çocuk kalsaydım
Avcuma denizi doldurabilseydim,
kuşlar gibi özgürce uçabilseydim,
hayallerle yaşasaydım,
masallarda dolaşsaydım,
baş parmağımı diğerine değdirip birdenbire tekrar çocuk olsaydım…
Keşke başımı yastığa her koyuşumda babaannemin masal anlatışını tercih edebilseydim uykusuz gecelerde dökülen gözyaşlarıma.. ve dinleyemeden de yaşabilseydim kalbimin sesini..
VE KEŞKE HEP ÇOCUK KALSAYDIM KANAYAN KALBİM DEĞİL DE DİZLERİM OLSAYDI…
Babama Verdiğim Sözler Hikayesi
Babama Verdiğim Sözler Hikayesi
seni kaybettikten sonra anladım babasızlığın ne olduğunu babam,her gece uyanıp üstümü örtüşünü özledim,şimdi sen yoksun,fakat hergece uyanıp senin yerine üstümü örtüyorum babam,her sabah okula götürdüğünde senden ayrı kalıyordum,fakat günün birinde senden tamamen ayrı kalacağımı bilmiyordum babam,her geçen gün büyüyorum, herşeye alışıyorum fakat bi sensizliye alışamıyorum babam,çok yanlızım,seni çok özledim babam,keşke her zamanki gibi yanımda olsan,her zamanki gibi geceleri üstümü örtsen,her sabah okula götürsen,ah babam ah-bi bilsen babasızlığın ne kadar acı olduğunu,bi bilsen seni ne kadar çok özlediğimi,yalvarıyorum benide yanına al babam,sensiz bu dünyada yapa yanlızım babam,sen bana hem annelik hemde babalık yaptın,senin hakkını ödeyemem babam,seni çok özledim babam.
Yazar: Gamze YILMAZ
Küçük Bir Çocuk ve Duası
Küçük Bir Çocuk ve Duası
(teşekkürler aysun temiz bu güzel hikayeyi bizmle paylaştığın için teşkkrülerimizi sunarız sana)
Deniz kenarına oturmuş, gözlerinide ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hâli, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Yaşlı adam, seke seke onun yanına gidip:
- Merhaba delikanlı!. dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi?
Küçük çocuk, başını çevirmeden;
- Ama rüzgârlı, dedi. Topum denize düşünce sürükleyip götürdü.
Adam, çocuğun yanına oturup:
- Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım!. dedi. Ama şimdi adım bile atamıyorum.
Küçük çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı.
Yaşlı adam, sakin bir ses tonuyla:
- Ümidini hiçbir zaman kaybetme!. dedi. Bence dua etsen çok iyi olur.
Çocuk, büyük bir sevinçle:
- Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi?
- Allah isterse eğer, ona öğretir!. dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de, duaların sevabı sana yeter. Sozun Devamini okuyun..»
Dul Bir Kadın ve Hristiyanın İmanı
Dul Bir Kadın ve Hristiyanın İmanı
( okuduğunuz bu hikaye gerçek bir hikayedir, herşey olasılıkla değil gerçkle alakalı bir bağlılık vardır okurken dikkat ediniz gerçeklere )
Bir bayram arefesinde, dul bir kadın yanında babadan yetim kalmış çocuğu ile zengin bir hacının dükkanına girerek, Allah rızası için yardım istedi. Hacı fakir kadına yardım etmediği gibi:
Bıktım sizden nedir bu iş.. Ben sizin için mi çalışıyorum. Defol şurdan, diyerek kovdu.
Hacıdan hiç ummadığı bir şekilde cevap alarak kapı dışarı edilen kadıncağız, melül- mahzun oradan ayrılıp giderken, hacının karşısında, aynı mağazadan bir dükkanın sahibi olan yahudi, o fakirin ızdırabını anladı .
- Nedir hanım, hacı size niçin bağırdı?, diye sordu.
İmanlı ve şuurlu bir kadın olan fakirceğiz, Yahudiye hacıyı şikayet etmek yerine :
- O benim büyüğümdür. Döver de, kovar da, sana ne oluyur ey kefere! diye cevap verdi.
Fakat Yahudi durumu anlamıştı. Kadını ısrarla dükkana çağırıp, ne isterse almasını, kendisine ve çocuğuna olacak elbisenin kendisinde bulunduğunu hatta hacınınkinden daha iyisini kendisinden alabileceğini söyleyerek dükkanına getirdi. Dul kadın ve yetim çocuk Yahudinin dükkanından beğendikleri elbiseyi giydiler, kuşandılar ve kadın Yahudiye : Sozun Devamini okuyun..»
bana son sözü dostumsun oldu
arkadaslar bilmiyorum ama yazmak geldi içimden .. ben19 yasımda biriyim bu sene unw 2. sınıf tarih okuyorum ilk senemde cok sewinclıydım sonra bzim sınıftan bı kıala konusmaya basladık samimiyetimiz ilerledi 1 ay sonra sınıftan bi erkek arkadasım sınıfımdan biri benim yavas yavas hoslandıgım kıza cıkma teklifi etceni soedi sevdigim kızda sınıf arkadasımdı ama cocuga bise demdim sonra teklif etti ama ben kıskanclıkdan deliriyodum sonra kız kabul etmeyince bben cok sewindim kızla hergun okuldan sonra msj lasır saatlerce geceleri konusurduk okuldada baska kimse ile konusmazdım herkes bizi cıkıo sanırdı sonra birgun kızın biri geldi bizim sınıftan onla bana dedi sız birbirinize cok Sozun Devamini okuyun..»