Kategoriler

Suan ‘Şiir Bilgisi’ Katogerisi

ŞİİR VE GELENEK 2

ŞİİR VE GELENEK

Bir toplumda kuşaktan kuşağa iletilen kültürel değerlere, alışkanlıklara bilgi, töre ve davranışlara gelenek denir. Düğün geleneği,mevlid geleneği,bayram geleneği… gibi.

Şiir geleneği daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşmuştur. Geleneği oluşturan şairler arasında sanat anlayışı bakımından ilişki vardır. Halk ve aydın, tarihi akış içerisinde kendi dilleriyle kendi şiir geleneklerini oluşturmuşlardır.

Mesela Murat Çobanoğlu, geleneği Türk edebiyatının başlangıç tarihine dayanan halk edebiyatının bir temsilcisidir. O, dörtlüklerle ve hece vezniyle şiir kozasını oluştururken içinde yaşadığı kültürel ortamın etkisiyle farklı kavramlara ve kelimelere yer vererek geleneğin içinde özgünleşmiştir. Sozun Devamini okuyun..»

Şiirde Ahenk Öğeleri ( Aruz Ölçüsü )

ARUZ ÖLÇÜSÜ

Aruz ölçüsü ise Araplara aittir. Rivayete göre Araplar bu ölçüyü, çöllerde develerle yaptıkları uzun yolculuklar esnasında develerin uzun ve kısa adım atışlarından esinlenerek oluşturmuşlar ve kullanmışlardır. Sonradan İranlılar da bu ölçüyü kullanmışlar ve geliştirmişlerdir.

Aruz ölçüsü şiirde ritimdir. Musiki eğitiminde öğrencilere “tüm teka tüm tek” şeklinde anlamsız sözcük veya hecelerle ritim çalışması yaptırılır. Ortaokul ve liselerde müzik öğretmenleri “lay la lay lay, la lay lay lay” heceleriyle bir bestenin notalarını, ahengini sezdirmeye çalışır ve bunları öğrencilere tekrarlatır. Mesela bu heceleri yarım ve tam vuruşluk notalar kabul ederek bir ritim oluşturalım. “Lay”hecesi tam vuruş olsun, “la” hecesi yarım vuruş olsun ve:
“Lay la lay lay / lay la lay lay / lay la lay” hecelerini bu doğrultuda okurken bir elimizle de aynı tempoyla masaya hafifçe vuralım. Bu ritmi birkaç dakika sürdürelim. Sozun Devamini okuyun..»

Şiirde Ahenk Öğeleri ( Hece Ölçüsü )

HECE ÖLÇÜSÜ Şiirde Ahenk ögeleri

En ilkel toplumlardan çağdaş ve modern toplumlara kadar her milletin edebiyatında şiir ve müzik birlikte gelişmiştir. Eski Türklerde şiirlerin kopuz eşliğinde söylenmesi, eski Yunanda ozanların lir çalarak şiirler okumaları, günümüzde tüm ezgilerin güftelerinin şiir olması; ağıt ve türkü sözlerinin şiir olması bu fikri ispat eden örneklerdir. Hiçbir bestekâr bir makalenin veya bir romanın birkaç paragrafını bestelemeyi düşünmemiştir. Bu yüzden edebi türler içinde müziğe en yakın olanı şiirdir.

Şiirde elbette ki anlam da önemlidir. Fakat şiir hiçbir zaman anlam sanatı olmamıştır. Eğer anlam sanatı olsaydı çeviri şiirler çok beğenilir ve dillerden düşmezdi. Şiirde önemli olan neyin anlatıldığı değil, nasıl anlatıldığıdır. Eğer şiir anlam sanatı olsaydı “Allah, peygamber, vatan, millet sevgisi” gibi ulvi temaları işler ve kolayca şair olurduk. Sozun Devamini okuyun..»

Divan Edebiyatı ve Aruz

Divan Edebiyatı ve Aruz Biçimleri

XIII. XIX. yüzyıl İslâmi-Türk edebiyatı ve onun şiir ölçüsü.

Divan edebiyatı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, XIX. yy. ın ortalarına kadar en yaygın edebiyat türü olarak yaşadı, Tanzimat hareketinin sonucunda doğan Tanzimat Edebiyatı’nın etkisiyle hızını kaybetti ve Türk edebiyatının, batı edebiyatı biçimlerini benimsemesiyle sona erdi. Bununla birlikte, günümüzde divan edebiyatının kurallarına uygun şiir yazanlara rastlanır.

DİL

Divan edebiyatının kendine özgü bir dili vardır, buna Osmanlıca deniyor. Bu dilde yazılmış düzyazı ve şiirler halkın konuştuğu dil değildir. Arapça ve Farsça sözcükler ve tamlamalarla yüklü, süslü ve yapmacıklı bir dildir ve ancak o dönemin aydınları tarafından anlaşılabilir.

DİVAN ŞİİRİ VE ARUZ

Divan edebiyatı deyince akla önce divan şiiri gelir, bu edebiyat asıl şiire dayalı olduğu için, çoğu zaman divan edebiyatı ile divan şiiri eşanlamda kullanılmıştır. Divan şiiri belli kurallara ve ölçülere dayanır. Bu ölçülere «aruz» adı verilmiştir. Aruzun, değişik uzunlukta ve âhenkte kalıpları vardır. Bu kalıplar uzun ve kısa hecelerin belirli sayılarda art arda gelmesinden oluşur ve uzun ve kısa hecelerden yapılmış kelimeleri karşılar.

Divan şiirinin temeli beyit, yani ikili dizelerdir. Beyitler arasında anlam birliği bulunması şart değildir. Divan edebiyatında kullanılan biçimler Türk şiirine, Arap ve İran şiirinden geçmiştir. Bu nedenle, divan şiirini anlamak için Arap ve İran dillerini de iyi bilmek gerekir.

DİVAN EDEBİYATI BİÇİMLERİ

Divan edebiyatında kullanılan başlıca biçimler kaside, gazel, rubai, musammat, tercii bent, terkibi bent, kıta ve mesnevidir. Kaside, Arap şiirinin en ünlü biçimidir. Arapça’dan İran şiirine, oradan da Türk şiirine geçmiştir. 30-99 beyit uzunluğunda olmakla birlikte daha kısa veya uzun olanları da vardır. Kasidede ilk iki dize (matla) arasında uyak kurulur, sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest, ikinci dizeleri baştaki iki dize ile uyaklıdır. Kaside beş bölümden oluşur: giriş (nesib), övgü (methiye), gazel, şairin kendini övmesi (fahriye) ve dua (övülen için iyi dilekler). Kasideler genellikle, hükümdarları veya onun yakınlarını övmek için yazılırdı.

Gazel, divan şiirinde en çok kullanılan biçimdir. Araplardan İranlılara, oradan da Türklere geçmiştir. Kural olarak 5-15 beyitten oluşur. Uyaklar tıpkı kasidede olduğu gibidir. Gazel lirik bir şiir biçimidir, aşkın her türlüsünü dile getirmek için yazılırdı.

Rubai, Arapça «dörtlenmiş» anlamına gelir. İran’lı şairlerin icadıdır ve Ömer Hayyam bu türün en ünlü ustasıdır. Rubai dört dizeden oluşur; bunların üçüncüsü serbest, geri kalanı aralarında uyaklıdır; rubai kendine özgü ölçülerle yazılır. Onun için de güç bir tekniği vardır.

Musammat, dize sayılarına göre değişen bir biçimdir. Dörtlükler halinde olanına murabba veya şarkı, beşliklere muhammes, altılıklara müseddes, sekizliklere müsemmen, onluklara muaşşer denir.

Mesnevi, manzum hikâyeler yazmakta kullanılan bir ölçüdür. Beyit beyit yazılır ve her beyitin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır. Mevlânâ’nın bu ölçü ile yazılmış ünlü eserinin adı da Mesnevi’dir.

Üç «divan». Üstte, Ali Şir Nevai’nin divanı, talik yazıyla (XVI. yy.); solda, Aski Divanı, talik yazıyla (1491); sağda, Fâni Divanı, talik yazıyla (XVII. yy.). İlki «düz», ikinci «tezhipti», üçüncü ise «minyatürlü» divanlara örnektir.

Divan şiirinin büyük ustası Fuzuli’nin «Hadikat-üs-Süedaa (Mutluluğa Ermişlerin Bahçesi) [7549-1554] adlı divanında yer alan minyatürlerden biri. Fuzuli bu eserinde, peygamberin sözleri ve Kerbelâ Olayı üstüne duygu ve düşüncelerini dile getirmiştir.

BAZI DİVAN ŞAİRLERİ

Sultan Velet (1227-1312) Fuzuli (1480-1556) Baki (1526-1600) Nefi (1572-1635) Naili (1610-1666) Nedim (1681-1730) Şeyh Galip (1757-1799).

divan edebiyatının başlıca nazım biçimleri açılımı

Gazel açılımı
· Sözlük anlamı “kadınlarla âşıkane sohbet etmek”tir.
· Divan şiirinde en çok kullanılan nazım şeklidir.
· Aşk, sevgi, güzellik ve içki konularını işleyen şiirlerdir.
· Lirik bir nazım biçimidir.
· Beyitlerle yazılır. Beyit sayısı 5–15 arasındadır.
· Beyitler arasında genellikle konu bütünlüğü olmaz.
· Gazelde bütün beyitler aynı konuyu işliyorsa bu tür gazellere “yek-ahenk” denir; bütün beyitler aynı söyleyiş güzelliğindeyse bu tür gazellere de “yek-avaz” denir.
· İlk beytine “matla” (doğuş yeri) denir. Son beytine “makta” (kesme yeri, sonuç) denir. Şairin mahlâsını söylediği beyte (genellikle son beyit) “mahlâs beyti” denir. Gazelin en güzel beytine de “beytül-gazel” ya da “şah beyit” denir.
· Kafiye düzeni: aa ba ca da…
· Divan edebiyatında Fuzuli, Baki, Taşlıcalı Yahya, Şeyh Galip önemli gazel şairleridir.

Kaside
· Arap edebiyatından alınmıştır.
· Beyitlerle yazılır
· Türk edebiyatında, din ve devlet büyüklerini övmek için yazılan şiirlerdir.
· Beyit sayısı genellikle 33–99 arasındadır. Ama daha az veya çok da olabilir.
· Kafiyelenişi gazeldeki gibidir: aa ba ca da…
· Türüne, giriş bölümünün konusuna veya redifine göre isimlendirilebilir. Rediflerine göre: Su Kasidesi (Fuzulî), Güneş Kasidesi (Ahmet Paşa)… Konularına göre tevhit, münacat, naat, methiye olmak üzere türlere ayrılabilir.
· İlk beytine “matla”, son beytine “makta”, en güzel beytine “beytül-kasid” mahlâs beytine de “tac beyit” denir.
· Nefi, kasideleriyle meşhurdur.
Kasidenin Bölümleri
1. Nesib (teşbib): Kasidenin giriş bölümüdür. Bir tabiat tasvirinin yapıldığı veya sevgilinin güzelliklerinin anlatıldığı bölümdür. Bu bölümün konuları bahar, kış, yaz, bayram, nevruz, gül, söz ustalığı, gece, savaş, at veya bir güzel olabilir.
2. Girizgâh: Asıl konuya giriş yapmak üzere düzenlenmiş en fazla iki beyitlik bölümdür.
3. Methiye: Kasidenin sunulduğu kişinin, yani padişahın veya bir devlet büyüğünün övüldüğü bölümdür. Bu bölümde abartılı ve sanatlı bir övgü vardır.
4. Tegazzül: Şairin, genellikle methiyeden sonra bir gazel söylediği bölümdür. Her kasidede bulunmaz.
5. Fahriye: Şairin kendini övdüğü bölümdür. Burada da şair abartılı bir ifade kullanır.
6. Dua: Şairin, kendisi ve övdüğü kişi için Allah’tan yardım dilediği bölümdür. Bu bölümde şairin mahlâsı geçer ve bu mahlâs beytine “taç beyit” ya da “şah beyit” denir.

Mesnevi
· Kelime anlamı “ikili, ikişer ikişer”dir.
· İran edebiyatından alınmıştır. İran edebiyatında Firdevsî’nin “Şehname”si ünlüdür.
· Klâsik halk hikâyeleri, destanî konular, aşk hikâyeleri, savaşlar, dinî ve felsefî konuları işlenir
· Konu ne olursa olsun olaylar masal havası içinde anlatılır.
· Divan edebiyatının en uzun nazım şeklidir (beyit sayısı sınırsızdır). 20–25 bine kadar çıkabilir.
· Mesnevi de bölümlerden oluşur: Önsöz, tevhit, münacat, naat, miraciye, 4 halife için övgü, eserin sunulduğu kişiye övgü, yazış sebebi, asıl konu, sonsöz.
· Kafiyelenişi: aa bb cc dd ee…
· Divan şiirinde beş mesneviden oluşan eserler grubuna “hamse” denir.
· Mevlânâ, Fuzulî, Şeyhî, Nabî ve Şeyh Galip hamsesi olan şairlerimizdir.
· Leylâ vü Mecnun (Fuzulî), Hüsrev ü Şirin, Harname (Şeyhî), Yusuf ü Züleyha, İskendernâme (Ahmedî) ise başlıca mesnevilerimizdir.

Rubai
· İran edebiyatından geçmiş bir nazım biçimidir.
· Tek dörtlükten oluşur.
· Kafiye şeması: “aaxa” şeklindedir.
· Kendine özgü aruz ölçüleriyle yazılır.
· Rubailerde şair, dünya görüşünü, felsefesini, tasavvufi düşüncesini, maddi ve manevi aşkını özlü bir biçimde işler.
· Az sözle çok şey söylemek esastır.
· İran edebiyatında Ömer Hayyam; edebiyatımızda ise Mevlânâ, Yahya Kemal ve Arif Nihat Asya önemli rubai şairleridir.

Tuyuğ (tuyuk)
· Türklerin bulduğu ve Divan şiirine kazandırdığı nazım şeklidir. Maninin karşılığı sayılabilir.
· Tek dörtlükten oluşur.
· Kafiyelenişi rubaiyle aynıdır. aaxa
· Manide olduğu gibi cinaslı uyak kullanılır.
· Halk şiirinde 11’li kalıpla söylenen mani biçimindeki şiirlere de tuyuğ denir.
· Aruzun yalnız “fâilâtün fâilâtün fâilün” kalıbıyla yazılır.
· Rubaide işlenen konular tuyuğda da işlenir.
· Edebiyatımızda Kadı Burhaneddin, Nesimi ve Ali Şir Nevai önemli tuyuğ şairleridir.

Murabba
· Bent denilen dört mısralık bölümlerden meydana gelen bir nazım şeklidir.
· En az üç en fazla yedi bentten oluşur.
· Aruzun her ölçüsüyle yazılabilir.
· Her konu işlenebilir. Özellikle felsefî konular ve aşk…
· Kafiyelenişi aaaa bbba ccca ya da bbba ccca ddda …
· Bazen dördüncü mısralar nakarat olabilir.
· Nedim, Fuzuli önemli şairleridir.

Şarkı
· Türklerin Divan edebiyatına kattığı nazım şeklidir.
· Aşk ve güzellik konularını işler
· Bestelenmek üzere yazılmış şiirlerdir. Bu yüzden bent sayısı azdır.
· Konu genellikle aşk, sevgi, sevgili, içki ve eğlencedir.
· Kafiye düzeni murabbaa benzer. Ama farklı da olabilir:
aaaa bbba ccca … / aaxa bbba ccca ddda /
aanaan bbban cccan… / aaxan bbban cccan dddan
· Nedim bu nazım şeklinin en önemli şairidir. Enderunlu Vasıf, Enderunlu Fazıl ve Yahya Kemal’in de şarkıları vardır.

Terkib-i Bend
· Bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir. En az beş en fazla on bentten oluşur. Her bent de beş ila on beyitten oluşur.
· Yaşamdan, talihten şikâyet; felsefi düşünceler, dini, tasavvufi konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir.
· Her bendin (terkib-hane, kıta) sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır. Her bendin sonunda farklı vasıta beyitleri kullanılır. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında uyaklanır.
· Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir.
aa xa xa xa xa xa bb cc xc xc xc xc xc dd …
(aa aa aa aa aa aa bb cc cc cc cc cc cc dd)
· Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. İkisi de toplumsal konularda yazmıştır.

Terci-i Bend
· Biçim ve uyak bakımından terkib-i bende benzer.
· Farklardan biri vasıta beyitlerinin her bendin sonunda aynen tekrarlanışıdır.
· Konu bakımından da fark vardır: Genellikle Tanrı’nın gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları işlenir.
· Ziya Paşa önemli şairidir.

Divan şiirinin Başlıca özellikleri açılımı

DİVAN ŞİİRİNİN BAŞLICA ÖZELLİKLERİ açılımı

» Divan şiirinin kökleri İslâm öncesi Arap şiirine dayanır.
» Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra, bu dine giren çeşitli milletlerin katkısı ile önce Arapça’da, daha sonra Farsça ile Doğu ve Batı Türkçelerinde, en sonra da Hint Müslümanlarının yazı dili olan Urduca’da gelişmiştir.
» Nazım birimi genel olarak “beyit”tir. Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır.
» Ölçü aruz ölçüsüdür. Son zamanlarında az da olsa hece kullanılmıştır.
» Tuyuğ ve şarkı hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır.
» Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsça’dan oldukça çok etkilenmiştir. Süslü, sanatlı ve ağır bir dil kullanmışlardır.
» Redif ve kafiyeye önem verilmiştir. Göz için kafiye esastır, tam ve zengin kafiye kullanılmıştır.
» Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur. Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer.
» Nazım şekil ve türleri kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır.
» Şiirlerde genellikle konu bütünlüğü olmadığı gibi bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilir. Kısmen kasidede ama özellikle mesnevilerde konu bütünlüğü vardır.
» Sanat için sanat ön plândadır.
» Anlam da söyleyiş de son derece önemlidir. Bu yüzden söz sanatları bolca kullanılmıştır.
» Konular genellikle gerçek hayattan uzaktır. Aşk, sevgili, ölüm, ıstırap, şarap, övgü ve din gibi konular en çok işlenen konulardır. Soyut konular işlenir.
» Duygu ve düşünceler, kalıplaşmış “mazmun”larla anlatılır. Fikirler ve duygular neredeyse ortaktır. Boyun servi; kaşı keman; çenenin elma; ağzın nokta oluşu her şairde aynıdır.
» Divan şairlerinin müstakil dünya görüşleri ve felsefeleri yoktur. Hepsi aynı fikirleri değişik bir biçimde söylemişlerdir.
» Divan şairleri Fars edebiyatının üstatlarına yetişmeyi hedefleyip zamanla onları geçtikleri gibi birbirlerine de benzemeye çalışmışlardır. Bundan dolayı nazirecilik geleneği oluşmuştur.
Şairin kişiliğini ve büyüklüğünü, söyleyiş orijinalliği ve güzelliği sağlar.
» Divan şairi daima aşıktır. Bu aşk onulmaz dert olmakla beraber şair bu dertten memnundur, onlara göre bu derdin dermanı gene bu derdin kendisidir. Hatta zamanla beşerî aşk yerini Allah aşkına bırakır. Bu sebeple âşık mecazî sevgilisine kavuşmak istemez.
» En başarılı ve tanınmış divan şairleri Baki, Fuzuli, Nedim ve Nefi’dir.

Şiirin (nazımın) Unsurları

Şiir ve Zihniyet açılımı
Belli bir dönemde toplumda hâkim olan dinî, siyasî, ekonomik, sosyal vb. duygu, anlayış ve zevkler bütününe zihniyet denir. Zihniyet, yaşamda her alanda kendisini gösterir; sanatta, edebiyatta vb. alanlarda insanlar toplumdaki zihniyete göre hareket ederler. Örneğin divan şiiri döneminde bir şair, o dönemin zihniyeti doğrultusunda şiirlerini beyitler halinde ve aruz ölçüsü kullanarak yazarken; günümüzde şairler serbest ölçü ile şiir yazmaktadır. Şiirlerde işlenen konular da yaşanılan dönemle ilişkilidir. Mesela; bir divan şairi daha çok dinî konuları işlerken, günümüzdeki şairler toplumsal sorunları konu olarak işlerler.

Şiirde Ahenk (Ses ve Ritim) açılımı
Ahenk; uyum demektir. Şiirde ahenk ise, birbiriyle uyumlu seslerin, belli bir ritimle bir arada bulunmasıyla sağlanır. Şiirde ahengi sağlayan ses ve ritim unsurları şunlardır:
- Kafiye (uyak), redif,
- Aliterasyon, Asonans,
- Ölçü.

Kafiye: Kafiye, en az iki mısra sonunda, anlamları ve görevleri ayrı, yazılışları aynı seslerin benzerliğidir.

Örnek:
Ne olur dur, yağma kar
Sılada bekleyenim var

Kafiye Çeşitleri: Şiirlerde en çok kullanılan üç çeşit kafiye vardır. Bunlar; yarım, tam ve zengin kafiyedir. Bunların dışında; tunç ve cinaslı kafiye de vardır.

- Yarım Kafiye: Mısra sonunda tek sesin benzeşmesiyle oluşur.

Örnek:
Dinle şu yüreğim ne söyler,
Hep seni sevdim, ey yar!

- Tam Kafiye: Mısra sonunda iki sesin benzeşmesiyle oluşur.

Örnek:
Bu rüzgâr her vakit böyle esmeyecek,
Gökte bulut, suda yelken, dalda çiçek.

- Zengin Kafiye: Mısra sonunda üç veya daha fazla sesin benzeşmesiyle oluşur.

Örnek:
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

- Tunç uyak: Kafiyeli olan sözcüklerden biri diğerinin içerisinde aynen tekrar
ediliyorsa buna tunç kafiye denir. Tunç kafiye, zengin kafiyenin bir çeşididir ve bize
Fransız edebiyatından geçmişltir.

Örnek:
Gel ey mahbube Çin’den
O şirin köşk içinden


- Cinaslı uyak: Dize sonlarında yazılışları ve söylenişleri aynı, anlamları
ayrı (farklı) olan sözcüklerl yapılan kafiyeye cinaslı kafiye denir. Cinaslı kafiye, özellikle cinaslı mânilerde kullanılır.

Örnek:
Asmaya
Niçin kondun a bülbül
Kapımdaki asmaya
Ben yârimden ayrılmam
Götürseler asmaya

Redif: Mısra sonunda yazılışları, anlamları ve görevleri aynı seslerdir.

Örnek:
Gurbet o kadar acı
Ki ne varsa içimde,
Hepsi bana yabancı,
Hepsi başka biçimde!

Bu dörtlüğün ikinci ve dördüncü mısrasının sonunda kullanılan “-de” sesleri görev bakımından aynı işlevi görmektedir ve anlamları da aynıdır. Bunlar, ismin –de hâl ekidir. Yazılışları, görevleri ve anlamları aynı olduğu için bunlara redif denir.

**Not: Kafiye ile redif farklı olgulardır. Bir mısrada kafiyeden önce rediflere bakmak gerekir. Redifler çıktıktan sonra kalan sesler kafiye olabilir. Örnekte olduğu gibi; redifler çıktıktan sonra kalan benzer sesler “-içim-“ zengin kafiye oluşturmuştur.

Aliterasyon: Mısra içinde aynı veya birbirine benzer ünsüz seslerin çokça tekrarlanmasıyla oluşur. Düzyazıda da bir ahenk unusru olarak kullanılır. Süslü anlatımın vazgeçilmez öğelerindendir.
Örnek: Hak saklasın belâsından
Bu mısrada “k, s, n” sesleri çokça tekrarlanmıştır.

Asonans: Mısra içinde aynı veya yakın ünlü seslerin sıköa tekrarlanması ile sağlanan ahenktir.
Örnek: Hak saklasın belâsından
Bu mısrada “a” sesi çokça tekrarlanmıştır.

Ölçü: Mısralarda kullanılan ses değerleri veya hece sayısının tüm mısralarda eşit olmasıyla sağlanan uyuma ölçü denir. Türk edebiyatında üç çeşit ölçü kullanılmıştır:
- Aruz ölçüsü,
- Hece ölçüsü,
- Serbest ölçü.

- Aruz Ölçüsü: Divan (Klasik) edebiyatı döneminde kullanılan ve bize Araplardan geçmiş bir ölçü sistemidir. Mısralardaki hecelerin açık veya kapalı olmasına dayanır. Açık hece; sesli (ünlü) harfle biten hecelerdir ve aruz çözümlemesinde “ . ” (nokta) ile gösterilir. Kapalı hece ise; sessiz (ünsüz) harfle veya uzun ünlülerle (â, î, û) biten hecelerdir ve aruz çözümlemesinde “ _ ” (çizgi) ile gösterilir. Aruz ölçüsünde belli kalıplar vardır ve şairler şiirlerini bu kalıplara göre yazarlar. Bu kalıplarda hangi hecenin açık, hangisinin kapalı olacağı bellidir. Örneğin:
Mefâîlün/Mefâîlün/Mefâîlün/Mefâîlün (. _ _ _/. _ _ _/. _ _ _/. _ _ _ )

Örnek aruz ölçüsü çözümlemesi:
Ça-lış id-râ-/ki kal-dır muk-/te-dir-sen â/-de-miy-yet-ten
. _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _
Me fâ î lün/Me fâ î lün / Me fâ î lün/Me fâ î lün

- Hece Ölçüsü: Mısralardaki hece sayılarının eşit olmasına dayanan bir ölçü sistemidir. Türk edebiyatın asıl ölçü sistemi hece ölçüsüdür ve en eski zamanlardan beri halk edebiyatında kullanılır. Hece ölçüsünde de kalıplar vardır; 7’li, 8’li, 11’li, 15’li gibi. Bu kalıpların bazıları duraklı olabilir; 4+3=7’li, 4+4=8’li gibi. Durak, şiir okunurken “sus” payının olduğu, nefes alınması gereken yerlerdir; tıpkı bir düzyazıda virgüllerde duraksadığımız gibi, şiirde de bu noktalarda duraksarız. Bu durakları şiirin ölçüsünü çözümleyerek bulabiliriz.

Örnek hece ölçüsü çözümlemesi:
Ben yitirdim ben ararım yar benimdir kime ne
Kah girerim öz bağıma gül dererim kime ne
Kah giderim medreseye ders okurum Hak için
Kah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne
— Kul Nesimî —
Bu şiir 4+4+4+3=15’li hece ölçüsüyle yazılmıştır.
Ben yi-tir-dim / ben a-ra-rım / yar be-nim-dir / ki-me ne
4 hece / 4 hece / 4 hece / 3 hece
Bu uyum şiirin diğer mısralarında da bulunmaktadır.

- Serbest Ölçü: Serbest ölçüde ise, diğer ölçü sistemlerindeki kurallar yoktur. Hecelerin açık veya kapalı olmasına ya da sayılarına bakmaksızın şairin tamamen kendi üslubuna göre yazmasıdır. Serbest ölçü, Türk şiirinde 1940’lardan sonra Orhan Veli KANIK ile yaygınlaşmaya başlamıştır. Günümüzde yazılan şiirlerin çoğu serbest ölçüde yazılmaktadır.

Örnek:
AYRILIK
İki rayı gibiyiz
bir tren yolunun
yakın olması
neyi değiştirir
son istasyonun
Sunay AKIN

Şiir Dili
Şiir dili, öncelikle edebî bir dil olmak zorundadır. Şair yazarken kullandığı dilin kurallarını ve inceliklerini bilmelidir. Şiir, en çok şeyi en az kelime ile anlatmak olarak tanımlandığı için, şair kelimelerini dikkatli seçer ve imgelerden faydalanır. İmge, sembol demektir. Şairlerin herhangi bir kelime veya olguya şiirde yüklediği farklı mânâlar, sembolleştirmedir. Örneğin; akşamleyin güneşin batışını ölüme benzetmek ve bu olguyu şiirde bu mânâda kullanmak sembolleştirmedir. Şiir, düzyazı okunur gibi okunmaz, aksi halde şiirin ses ve ritim ahengi kaybolur. Şairin vurgulamak istediği duygular tam olarak anlaşılmaz. Bu açılardan şiir dili farklılıklar gösterir.