SİL BAŞTAN
SİL BAŞTAN OLSUN İSTİYORUM HAYATIM
YAP BOZ YAPMAKTAN BIKTIM.
KARANLIĞA BAKIP
AYDINLIK DÜŞLEMEK İSTEMİYORUM…
SİL BAŞTAN OLSUN HAYATIM
HERŞEYİ BAŞTAN YAZMAK İSTİYORUM..
GÖNLÜMCE OLMAYANI
SAVURUP ATMAK İSTİYORUM,,
SONSUZLUK ÇÖPLÜĞÜNE..
SİL BAŞTAN OLSUN HAYATIM
ARTIK HEP GÜZELLİKLER YAŞANSIN.,
BİR ÇİZİK KARA BULUTLARA
GÜNEŞİM ORTAYA ÇIKSIN,,.
GÖK GÜRLESİN YAĞMURLAR YAĞSIN
BÜTÜN SIKINTILARIMI SÜRÜKLEYİP ALSIN,,,.
zekiye tekeş
Sen Vardın
Hırçın duvarların nabzına sakladım seni
Yorgunken, onlara merhameti öğret diye
Kirlenmiş köhne gözlere yasakladım seni
Her saniye düşen yağmurlar sana hediye!
Gül bahçelerimin şah damarında akan kan!
Nehirlere nasıl çağlanacağını öğret
Sen ki; şu gönül bağıma uzaklardan bakan
Bülbüllere nasıl ağlanacağını öğret
Görüp duyduğum her noktada beliren sessin!
Yürüdüğüm toprak artık sensizlikle doldu
Kıpkızıl akşamlarda soluduğum nefessin!
Yalnızlığa yenik düşen gönül kuşum soldu
Hüseyin Üsame KOZ
Dur Ey Gönlüm!
Tarifsiz bir canan vardır içimde,
Bakışları saklıdır yüreğimde,
Dayanılmaz bir acıdır gönlümde,
Dur ey gönlüm! Kapılma hayallere.
Uçup gitme bendeki bu benlikten,
Cananımı çıkaramam gönlümden,
Sevdadır sanırım, beni eyleyen,
Dur ey gönlüm! Uzaklaş hayallerden.
Dünyada olmazsa kör kuytu sevdam,
Gecelerde tükenir; yağmur damlam.
Sessizlikle boğuşur; derdim, tasam,
Gönlüm! Neyine senin rütbe, makam?
Hüseyin Üsame KOZ
SEN DE BİR KULSUN
Senin kaşlarınla, senin gözünle
Vurulan da bir kul, sen de bir kulsun.
Senin izanınla, senin sözünle
Darılan da bir kul, sen de bir kulsun.
Senin endamına, senin nazınla
Senin şiirine, senin yazınla
Senin ikiyüzlü körpe kuzunla!
Sarılan da bir kul, sen de bir kulsun.
Senin bu işveli nazın yüzünden
Kadir bilmez fodul sözün yüzünden
Hiç gülmeyen ablak yüzün yüzünden
Yorulan da bir kul, sen de bir kulsun.
Kendini beğenir keşiği sürmez
Aklın havalarda beşiği örmez
Gözün hep yukarda eşiği görmez
Durulan da bir kul, sen de bir kulsun.
Kimse taş üstüne tohum ekemez
Söz ki taştan ağır, filler çekemez
Hırslı gözler bir damla yaş dökemez
Kırılan da bir kul, sen de bir kulsun.
Keşik: Sıra
Zülfikar Yapar Kaleli
Zülfikar Yapar KALELİ
HASRETİN ŞİİRİ
Sus. Ne olursun sus..
Gözlerinin kölesi olmuş, yüreğine hapsolmuşum.
Sevgine müebbet yemiş,
Kirpiklerinin mahkumu olmuşum.
Yüreğim, avuçlarındayken daha,
Bide kalkıp kendimi sende unutmuşum.
Şiir yüzlü çocuklarmışız meğer yazdığım mısralarda.
Aşkına şiir olmuş,
Konu olmuşuz şairlerin satırlarına.
Kayan yıldızlar gibiymişiz meğer.
Önce dilekler tutulmuş bize,
Sonra kayıp gitmişiz işte.
Bir masal gibiymişiz.
Kaf dağında ağıt gibi söylenen.
Gerçekten çok öyle yalanmışız işte.
Sus. Ne olursun sus.
İdamımı vermişim firari duygularımın.
Göz kirpiklerinin darağacındayım şimdi.
Ahh! Sevdiğim.
Yaşadıklarımız boşmuş işte.
Bizim için yağdığı sandığımız yağmurlar bile,
Çoktandır uğramamış bu şehre.
Ah! Sevdiğim.
Bir ıslık gibiymişiz yabancısı olduğumuz bu şehirde.
Geceye karışmış bir isyan gibi,
İnçe inçe dökülmüşüz işte…
ÖNDER AKYIL
senin için
senin için kendimi ölüme attım ben
senin için hayatımı ele verdim ben
eğer beni sevdiysen
göster kendini eğer bani sevmessen bırak bu sevgiyi
Kurtuluş Savaşı Destanı Şiiri
Kurtuluş Savaşı Destanı
Altmışındaydı Asiye Teyze,
Kocasını kaybedeli yıllar olmuştu.
Oğlu Çanakkale savaşında şehitti,
Torunu daha on beşinde,
Bıyıkları yeni terlemiş Yahya
Şimdi sırtını vermiştir Kocatepe’ye.
Böyle durmak olmaz, dedi
Yurt toprağı giderken elden.
Çekti kara öküzü kağnıya,
Yükledi ne varsa yiyecek içecek evde.
Düştü yola öğle sıcağında.
Gündüzleri çöl sıcağı
Geceleri Sibirya soğuğu olurdu
Buralar bu mevsimde.
Ama dinler mi Asiye Teyze.
Yürü der kara öküze
Kocasından kalan tek yadigârdır kendisine.
Yürü der de!
Yaşlanmıştır artık kendisi gibi kara öküz de
Yürü der Asiye Teyze.
İnat ve inanç dolu içindeki ateşle
Yürü bre kara öküz yürü be!
Kağnının her yeri yıkık dökük,
Tekerleri patlak üstelik.
Bu kara öküz bu kağnıyı taşıyamaz
Emir Dağının yokuşu, bu halde aşılmaz.
Etrafına bakınır Asiye Teyze çaresiz,
Yardım edecek kimseler bulunmaz.
Ne yapsam der Asiye Teyze,
Ne yapsam da aşsam şu Emir Dağını,
İletsem şunları Kocatepe’ye.
Sonra çıkarmaya başlar üzerinde ne varsa
Yırtık pırtık fistanını, yazmasını, göyneğini
Ama utanır mahremiyeti ortadadır.
Ya beni böyle bir gören olsa ne yaparım, der.
Namus denilen şey nedir?
Diye sorar kendi kendine.
Altmışında bir kadının mahremi mi?
Şuracıkta ölsem beni böyle çıplak,
Yıkayıp kefensiz koyacaklar toprağa.
Çıplaklığımdan utanamayacağım belki;
Ama bu yurt toprağı alacak mı beni koynuna?
Vurmayacak mı yüzüme,
Ezilirken düşman ayağı altında?
Utanmayacak mıyım o zaman?
İşte namus; vatan işgal altındaysa
Atmaktır düşmanı yurttan, deyip
Doldurur kağnının tekerine
Tüm elbiselerini.
Ve geçer karşısına kara öküzün
Devamini okuyunuz. »